İVEDİK

Kategori: Ekonomi/Finans Gündemi | 1
İVEDİK

Her açıdan karabasan gibi bir yılı geride bıraktık.

İzlemediğimiz TRT’nin “ticari sır” kabul edilen “dış” programlarının astronomik bedelini göğüsledik, geçmediğimiz köprünün parasını ödedik, zarar ettiği söylenen İSPARK üzerinden tuhaf ilçenin tuhaf takımı Başakşehir’e sponsor olduk, doların düşmesi vesilesiyle düzenlenen Büyük Oyunu Bozma şenliklerine milletçe katıldık, en büyük sorunumuz olan andımız konusunun çözüme kavuşmasını nefesimizi tutarak bekledik tüm yıl boyunca.

Enflasyona karşı “topyekün mücadele” dedik, internet sitesi üzerinden seferberlik ilan ettik. Şikayet ettik stokçuları, fırsatçıları, hainleri Alo 175 Tüketici Hattına. Rivayete göre “elimde çift okey var, biteyim mi, döneyim mi” diye arayanlar da olmuş ki, olur o kadar.

Fiyat istikrarını sağlama görevini Merkez Bankası’ndan alıp zabıtalara devretmemiz dünyada geniş yankı uyandırdı, para politikasında “büyük devrim” olarak addedildi. “Fiyat ayarlaması” yapanların gözünün yaşına bakmayacağından emindik zabıtaların. Enflasyonu Allah’ın izniyle birkaç ay içinde tek haneye indirebileceklerine de ikna olduk.

Ülkede kriz olduğu algısına mahal vermemek için döviz kurunu ekranlardan kaldırmaya niyetlendik. Ekonomideki “dengelenmeyi” stagflasyon ya da slumpflasyon gibi ucube kavramlarla karalamaya çalışan hadsiz ekonomistleri şükürler olsun ki hizaya getirdik. Vatan sağ olsun.

“Ne verelim abime” demeye teşne yerli derecelendirme kuruluşumuzu kurduk; bizi Fildişi Sahili, Fiji ve Senegal ile aynı nota mahkum eden uluslararası derecelendirme kuruluşlarının köküne kibrit suyu ektik.

Zehir tacirlerine göz açtırmadık, soğanları depolarda suçüstü yakaladık, Türkiye’ye karşı oynanan bir büyük oyunu daha çökertmenin haklı gururunu yaşadık. Evine götürecek ekmek bulmakta zorlanan vatandaşa beyaz eşya ve otomotivde ÖTV ve KDV indirimi yaptık.

Gün geldi, sevindik yükselen döviz kuruna, aziz milletimiz dolarıyla daha fazla TL alabileceği için. İndir dediğimiz Merkez bindirdi, biz ekonomistler de çıkamadık işin içinden.

Ama en önemlisini atlamamalıyım. Bu işin eğitimle, bilimle ve teknolojiyle çözülemeyeceğini idrak etmiş olacağız ki Diyanet’in 2019 bütçesini %34’lük artışla 10.5 milyar TL’ye yükselttik. Ülkenin geleceğini bilim insanlarına değil, imamlara teslim ettik ki çok yerinde bir karardı. Hayırlı olsun, Allah kabul etsin. Amin.

2018’in bizdeki bakiyesi budur.

Şimdi 2019’a bakacağız.

Böylesine kritik süreçte ve zor günlerde herkes elini taşın altına koymalıdır. Sağ olsun; cehalet geçidine dönüşmüş olana kültür, edebiyat ve sanat dünyamızın yıldızı Şahan Gökbakar yetişti hızır gibi. Merakla beklediğimiz “Recep İvedik 6” filminin 2019 yılında “sanatseverlerin” beğenisine sunulacağını müjdeledi.

Umutlandık bir an için. 2019 güzel geçecek besbelli. Devlet sanatçısı Hülya Koçyiğit hanımefendiden de aydınlık saçan bir şeyler duyabilirsek bizi kimse tutamaz artık.

“Vatan-millet-Sakarya nidalarıyla başladığımız yılın ilk günlerinde kur yeniden yükselişe geçti.

Necip matbuat hiçbir şey yaşanmamış gibi davrandı, her gün vatanseverliğin kitabını yazanlar meseleye dair tek bir haber yayımlamadı, apoletlerle gezinen anlı şanlı tekerleme yazarları görmezden geldi. Konu hakkında iki kelam edenler de kurdaki sert yükselişi Apple’ın 20 yıl sonra ilk kez satış tahminini düşürmesine ve Japon parasındaki değer kazancına bağladı.

Kur neden yükseliyor?

Çünkü nakit krizi yaşanıyor her yerde; kamuda, bankalarda, reel sektörde, hane halkında.

Bitişikte, bankacılık sektörünün kredi büyüme hızını kamu ve özel olarak sınıflandırılmış şekilde görüyorsunuz. “Yürü” denen kamu bankalarında bile kredi daralması yıllık bazda yüzde 0,6 düzeyinde. Özel bankalarda ise durum çok daha vahim. Kredi hacmi yıllık bazda yüzde 17,6 küçülüyor. Grafiğe dışarıdan ithal “2008-2009” krizini de dahil ettik ki şu anki “ev yapımı” kriz ile mukayese edebilesiniz. Kredi daralmasının benzer boyuta ulaştığını izanın bir nebzesinden de olsun nasibini almış herkes görebilir.

Değirmenin (kredi) suyu kesildiğinde de ekonominin ne hale geldiğinin betimlemesini aşağıdaki grafiğe bırakalım.

Benim için en güvenilir büyüme göstergesi PMI endeksidir (50,0 üstü büyüme, 50,0 altı küçülmedir). Endeks, ekonomideki daralmanın giderek sertleştiğini gösteriyor.

Sizce kredi faizleri yükselince reel dünyadan gelen kredi talebi mi düştü? Kendimizi kandırmayalım. Reel sektör krediye muhtaç durumda, ama yatırım yapma telaşından değil. Boçlara takla attırmak ve “ne pahasına olursa olsun” günü kurtarabilme derdinde firmalar, başsız tavuk gibi çırpınıyorlar.

O halde niye kredi vermiyor bankalar? Çünkü “sermaye yeterlilik” denilen bir rasyo vardır. Bankacılığın “kırmızı çizgisi”dir. Bankacılık sektörü sorunlu kredileri (tahsil problemi olan) artınca karşılık ayırır, karşılık eksi bir kalemdir ve dönem net karını düşürür, düşen dönem net karı bilançodaki yerini aldığında özkaynağı negatif etkiler, özkaynak pay bölümünde olduğu için “sermaye yeterlilik” rasyosunu bozar. Bu rasyonun BDDK tarafından belirlenmiş zorunlu bir alt sınırı vardır, o sınıra yaklaşınca babanız gelse kredi açamazsınız.

Bankalar kredi açabilsin diye, Türkiye’de yüklü sıcak parası olan ve kurun kaderini tayin eden yabancı yatırımcınım asabını daha da bozacak her yola başvuruldu. Sorunlu kredi tanımlamaları gevşetildi, olmadı. Varlık nedeni “işsiz emekçilere güvence sağlamak” olan İşsizlik Fonu’ndan kamu bankalarına kaynak aktarıldı, olmadı. Olmadı da olmadı. Şimdi çok tehlikeli bir uygulamanın arifesinde olduğumuzu görüyoruz.

Merkez Bankası Nisan ayında gerçekleştireceği normal Genel Kurul toplantısı yerine 18 Ocak Cuma günü saat 10:30’da Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı yapacağını duyurdu. Bu karar, seçim öncesi siyasi popülizmin finanse edilebilmesi için Hazine’ye erken kaynak aktarımı yapılacağına yönelik şüphelere yol açtı.

Kurdaki yükselişin müsebbibi bunlardır.

Betonla büyümedir, eğitimin bilimsel anlayıştan uzaklaşmasıdır, kurumsal yapının yerle yeksan olmasıdır, liyakatın yerine sadakatın gelmesidir, bürokrasinin iki dudak arasında olmasıdır, özgürlükleri hiçe sayan ve giderek keyfileşen bir yönetim ortamıdır. Daha da önemlisi; Yaşar Usta, Mahmut Hoca, İnek Şaban, Turist Ömer, Hafize Ana ve Horoz Nuri’nin yerine gelen Recep İvedik’tir. İvedik; cehaletin, karanlığın, çürümüşlüğün galibiyetidir.

Son söz: Umut, korkudan güçlü tek duygudur.

Beğendiyseniz paylaşın

Bir cevap yazın