BİR HEYULA DOLAŞIYOR

Kategori: Ekonomi/Finans Gündemi | 1
BİR HEYULA DOLAŞIYOR

Çimentoya dayalı, içi kof, “düşkünler ve muhtaçlar” sınıfından başka bir şey vaat edemeyen büyüme modelinin iflas ettiği yerdeyiz. Ekonomi sindiremediği betonu böğüre böğüre kusuyor. Ama ne gam, milletçe seferber olduk, zombi hafriyat kamyonlarını ve beton taşıyıcılarını yaşatmaya çalışıyoruz; memleketin üzerine beton dökmeye, rant dağıtmaya, tarihi yok etmeye, kentlerin ortasında can almaya devam edebilsinler diye.

Ekonomi asla sadece ekonomi değildir. Kitapçısı kitapsız, cübbesi düğmeli, gazetesi habersiz, eğitim sistemi şaşı bir düzenin içinde sade suya tirit bir ekonomi analizi yapılabilir mi?

Diyanet İşleri Başkanı Erbaş’ın “Kur’an ile olmayan çocuklar şeytan veya şeytani insanlarla beraber olur” dediği, laik cumhuriyete fes giydirmeye çalışan Kadir Mısıroğlu’nun kurucu lidere hakaretler yağdırdığı günlerdeyiz. Fesli namıyla maruf bu zat düzenin alamet-i farikasıdır, bu da bizim ikrarımızdır.

Ülke olarak akla sırtını çevirdin mi böyle tuhaflıklar galebe çalar her yerde. Bunca faiz artırımına rağmen düşmüyorsa kur, kök nedeni aramak gerekir çünkü insan nişan almadığı şeyi nadiren vurur. Akıl için “zayi ilanı” vererek başlayabiliriz mesela. Aksi halde topyekün çürüme gerçekleşecek ve çürümenin kesif kokusunu bastırmak da mümkün olmayacak.

Mebzul miktarda kriz yaşamış mahdut sayıdaki yorumcudan biri olarak yine münasebetsizlik edeceğim gerçekleri söyleyerek. Yaşanan krizi sadece ekonomik nedenlere bağlarsak ışığı bulamayız, çölün ortasında kalırız yapayalnız. Bir çukurdan çıkmak istiyorsak önce kazmaktan vazgeçeceğiz.

Diyeceksiniz ki Zeki Müren’i yılın erkek sanatçısı Bülent Ersoy’u da yılın kadın sanatçısı seçebilmiş, ortalama eğitim süresi 7,5 yılda kalmış bir ülkeden sürdürülebilir büyüme ya da kalkınma çıkar mı? Çıkar. İnsan büyük bir mucizedir, isterse yapar. Geçmişte yaptık, yine yaparız. Ama önce “büyük oyunu gördük” şeklindeki üst akıl teranelerinden yakamızı kurtarmamız gerekir. Varlığını kabul etmediğiniz sorunu çözebilir misiniz? “Ev yapımı” bir kriz ile karşı karşıyayız.

Eğer ki emekçisi işsiz ve açken sofralarda La Fontaine masalları satıyorsa biri, ona aydın denebilir mi? Yapılan yanlışları eleştirmemek asıl ihanettir. Bir aydının ölüm tarihi zekasına ihanet ettiği gündür.

Sermaye güven ortamını sever. Yatırım ileriye dönük bir karardır; bürokrasinin iki dudak arasında olduğu, özgürlükleri hiçe sayan ve giderek keyfileşen bir yönetim ortamında gerçekleşmez. Küresel arenada hegemonya savaşlarının şiddetlendiği, finans kapitalin huysuzlaşmaya başladığı ve global piyasalarda likidite koşullarının bozulduğu bir dönemdeyiz. Demokratik kurumlara, kuvvetler ayrılığına, bağımsız yargıya, kamu kurumlarının tarafsızlığına, devlet kurumlarında tek ölçünün liyakat olmasına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Net işletme sermayesi krizi diye yazılır, nakit/likidite krizi diye okunur. Ekonomide yaşadığımız tam da budur. Faiz şoku, bilançolarında “vade uyumsuzluğu” olan şirketleri yerle yeksan etti. Uzun vadeli yatırımları kısa vadeli kaynaklarla finanse etmenin bedeli ağır oldu. Kur şoku, bilançolarında “para birimi uyumsuzluğu” olan şirketleri altüst etti. Döviz yükümlülükleri döviz varlıklarından misliyle fazla olan firmalar sindirilmesi imkansız büyüklükte kambiyo zararı yazdı. Küçülen ekonomi bilançoları hırpalanmış şirketlerin bir de ciro şoku yaşamasına yol açtı.

Borçlarına takla attıramayan şirketler yığını çıktı ortaya. Gücü yetenler, kendisini “batırılamayacak kadar büyük gören” firmalar bankalara meydan okuyor, yeniden yapılandırma talep ediyor. Gücü yetmeyenler ise yakışıklı İtalyana başvuruyor, konkordato başvurusu yaparak alacaklılarına nanik yapıyor.

Reel sektördeki krizin bankacılığa sıçraması kaçınılmazdı. Batık krediler nedeniyle “yürü” denilen kamu bankaları bile tıkandı. Normalde enflasyon kadar büyümesi gereken kredi hacmi adeta çöküyor. İniş ve çıkışın yaklaşık bir buçuk-iki yıl sürdüğü bir “V” krizinden ziyade yıllarca sürecek, önce küçüleceğimiz sonrasında ise çok düşük hızda büyüyebileceğimiz bir döneme savrulduk maalesef.

Son söz: İnsan, yükünden büyük olmak zorundadır.

Beğendiyseniz paylaşın

Bir cevap yazın