KONUT SEKTÖRÜNÜ KURTARMA OPERASYONU

Kategori: Ekonomi/Finans Gündemi | 0
KONUT SEKTÖRÜNÜ KURTARMA OPERASYONU

Finansal sektör, reel sektörün ayna simetriğidir. Bir ülkede reel sektörde işler tersine dönmüşken o ülkede bankacılık sektöründe işlerin yolunda gittiğini söylemek insan aklına ihanettir. Çünkü reel sektörün yükümlülükleri (pasifi) bankacılık sektörünün varlıklarıdır (aktifi). Reel sektörün yükümlülüklerini karşılayamadığı yerde bankacılık sektörünün varlık kalitesi altüst olur.

Hem kur ve hem de faiz oranlarında yaşanan eş zamanlı sayılabilecek iki şoku sindiremedi reel sektör. Bilançolarında vade uyumsuzluğu olanlar (kısa vadeli finansman ile uzun vadeli yatırım yapanlar) ile para birimi uyumsuzluğu olanlar (döviz varlıkları döviz yükümlülüklerinden az olanlar) son sürat duvara çarptı.

“Borçlu söz dinler” derdi eskiler. Artık geçerli değil. Borcun kadar konuşabildiğin tuhaf günlerden geçiyoruz. Şaşırıyor muyuz? Elbbette hayır. İlkesizlik kapitalizme içkindir.

Amerikalıların bir vecizesi vardır. “Bankaya 100 dolar borcun varsa ve ödeyemiyorsan, sorun senindir. Ama bankaya 1 milyon dolar borcun varsa ve ödeyemiyorsan, sorun bankanındır”.

Gücü yetenler, kendisini “batırılamayacak kadar büyük gören” firmalar bankalara meydan okuyor, yeniden yapılandırma talep ediyor. Gücü yetmeyenler ise yakışıklı İtalyana başvuruyor, konkordato ilan edip alacaklılarına nanik yapıyor.

Yaşanan, gelir (kar/zarar) tablosu krizi değildir. Reel sektör net işletme sermayesi krizi ile karşı karşıyadır. Firmaların ve bireylerin bilançosu tam da sağdaki gibidir. Hemen nakde dönebilecek varlıkları ile kısa vadede gelen borç servisini yapamıyorlar.

“Önce kime takalım?” sorusunun sorulduğu yerden “hepsine takalım” bölgesine hızlı bir yatay geçiş yaptık. Ama ne gam! Bir nebze bile gazetecilik kaygısı kalmamış matbuata bakarsak ütopyaya ulaşmışız. Halbuki distopyanın bizzat kendisidir ekonomide yaşananlar. Varlığı kabul edilmeyen bir sorunu çözebilir misiniz?

Bitişikte, bankacılık sektörünün kredi büyüme hızını kamu ve özel olarak sınıflandırılmış şekilde görüyorsunuz. “Yürü” denen kamu bankalarında bile kredi daralması yıllık bazda yüzde 4,8 düzeyinde. Özel bankalarda ise durum çok daha vakim. Kredi hacmi yıllık bazda yüzde 18,3 küçülüyor. Grafiğe dışarıdan ithal “2008-2009” krizini de dahil ettik ki şu anki “ev yapımı” kriz ile mukayese edebilesiniz. Kredi daralmasının benzer boyuta ulaştığını izanın bir nebzesinden de olsun nasibini almış herkes görebilir.

Değirmenin (kredi) suyu kesildiğinde de ekonominin (GSYH ile ölçülür) ne hale geldiğinin betimlemesini aşağıdaki grafiğe bırakalım.

Peki kredi daralmasının kök nedeni nedir?

Sizce kredi faizleri yükselince reel dünyadan gelen kredi talebi mi düştü? Kendimizi kandırmayalım. Reel sektör krediye muhtaç durumda, ama yatırım yapma telaşından değil. Boçlara takla attırmak ve “ne pahasına olursa olsun” günü kurtarabilme derdinde firmalar, başsız tavuk gibi çırpınıyorlar.

O halde niye kredi vermiyor bankalar? Çünkü “sermaye yeterlilik” denilen bir rasyo vardır. Bankacılığın “kırmızı çizgisi”dir. Bankacılık sektörü sorunlu kredileri (tahsil problemi olan) artınca karşılık ayırır, karşılık eksi bir kalemdir ve dönem net karını düşürür, düşen dönem net karı bilançodaki yerini aldığında özkaynağı negatif etkiler, özkaynak pay bölümünde olduğu için “sermaye yeterlilik” rasyosunu bozar. Bu rasyonun BDDK tarafından belirlenmiş zorunlu bir alt sınırı vardır, o sınıra yaklaşınca babanız gelse kredi açamazsınız.

Bankalar kredi açabilsin diye, Türkiye’de yüklü sıcak parası olan ve kurun kaderini tayin eden yabancı yatırımcınım asabını daha da bozacak her yola başvuruldu. Sorunlu kredi tanımlamaları gevşetildi, olmadı. Varlık nedeni “işsiz emekçilere güvence sağlamak” olan İşsizlik Fonu’ndan kamu bankalarına kaynak aktarıldı, olmadı. Olmadı da olmadı. Şimdi çok tehlikeli bir uygulamanın arifesinde olduğumuzu görüyoruz Türkiye’nin önde gelen araştırmacı gazetecilerinden Çiğdem Toker’in haberine göre (https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/cigdem-toker/ekonomiye-buyuk-operasyon-2763801/).

Hem bankacılığın yaralarına merhem sürme hem de batık betoncuları kurtarma niyeti taşıdığı gün gibi ortada olan mekanizmanın ne menem bir tehlike arzettiğini vurgulamamız lazım.

Çiğdem Toker’in yazısından anladığımız kadarıyla planlanan kurtarma operasyonunu değerlendirelim.

Bankalar tarafında ihraç edilmiş farklı İpotek Teminatlı Menkul Kıymetler (İTMK) “dayanak” varlık olarak gösterilecek. Menkul kıymetlerden oluşan bu dayanak varlık da temel alınarak Varlığa Dayalı Menkul Kıymet (VDMK) ihraç edilecek. Bu VDMK’leri İTMK ihraççısı bankalar satın alabilecek. Bankalar satın aldıkları VDMK’lere 1 yıl ile sınırlı olmak kaydıyla (geçici) %0 risk ağırlığı uygulayacak. Sermaye yeterlilik oranı hesaplanırken kullanılan risk oranının %0’a indirilmesi bu türev araçların Hazine Bonosu ve Devlet Tahvili ile aynı statüye erişmesi anlamına geliyor. Böylelikle Merkez Bankası bu türev ürünleri teminat olarak kabul edip bankalara finansman sağlayacak.

Yanlış duymadınız, bankaların türev ürün karşılığı Merkez Bankası’ndan fonlama sağlayabileceği bir yapıyı konuşuyoruz.

Merkez Bankası’nın satılamamış konut stoku nedeniyle dara düşmüş olan inşaat sektörünü ve o sektörün finansörü olan bankaları türev ürün teminatı ile fonlamasıdır bu. İnşaat sektöründeki sıkıntıların TCMB kaynakları kullanılarak parasallaşmasıdır ki kur üzerindeki yukarı yönlü etkisi çok sert olur.

Vergi indirimleri devletten tüketiciye, enflasyonla topyekün mücadele kapsamında yüzde 10 fiyat indirimi üreticiden tüketiciye, sermaye benzeri ihraçlar Fon’dan kamu bankalarına, planlandığı iddia edilen VDMK ihracı TCMB’den inşaat sektörüne uzanan kaynak transferidir.

Ezcümle, bu önlemlerin tamamı Ali’den Veli’ye kaynak transferidir. Bu iş Ali’den Veli’ye ile olmaz. John’dan Ali’ye kaynak transferi ile olur. Türkiye yabancı kaynak girişini hızlandıracak hukuksal altyapıya, yapısal reformlara, derli toplu maliye ve para politikalarına ihtiyaç duymaktadır.

Bir sorunu, onu yaratmış olan düşünce tarzıyla çözmeniz imkansızdır.

Son söz: Sel ile gelen, yel ile gider.

Beğendiyseniz paylaşın

Bir cevap yazın