EN İYİ DAKTİLOYU ALSAM, EN İYİ ROMANI MI YAZACAKSIN?

Kategori: Ekonomi/Finans Gündemi | 1
EN İYİ DAKTİLOYU ALSAM, EN İYİ ROMANI MI YAZACAKSIN?

“İnsanlar, hep söylenildiği gibi sürü halinde düşünür, sürü halinde çıldırırlar, ancak akıllanmaları tek tek ve yavaş yavaş olur.”

Bu harikulade tespit 1841 yılında yapılmış. Charles Mackay, Olağanüstü Kitlesel Yanılgılar ve Kalabalıkların Çılgınlığı isimli kitabında kitle psikolojisini, kolektif bilinçaltı olgusunu ve bunların finansal piyasalara olan etkisini şahane anlatır. Sitayişle tavsiye ederiz.

2008-2009 küresel krizininEylül ve Ekim ayları tarihe kara trajedi olarak kazındı. Taş üstünde taş, gövde üstünde baş bırakmayan mali kriz finansal piyasaları kan banyosuna dönüştürmüştü.

Gölgesini satamadığı ağacı kesecek kadar vahşileşmiş kapitalizm beşik gibi sallanıyordu; Lehman Brothers, AIG, Citibank gibi devler de kâğıttan kule gibi devriliyordu.

Kriz, 2009’un başında finans sektörünün sınırlarını aştı. Reel (finans dışı) sektörün hiç batmayacağı sanılan dünya şampiyonları da birbiri ardına düşmeye başladı. Aslında düşen, kapitalizmin bizzat kendisiydi. Arsızlığın bilindik sonu gene gelmişti. Hâlbuki çok değil 1 yıl öncesindeki raporlar küresel ekonomiyi hidayete erdiriyordu. Bugünden hiç farkı yok, bu da bizim ikrarımızdır.

Kapitalizmin mucizeye ihtiyacı vardı. İsmi var cismi yok bankaları kurtarma derdine düştü Fed. “Batırılamayacak kadar büyük, batırılamayacak kadar önemli (too big to fail, too importan to fail)” kavramının ortaya çıktığı günlerdir. Sistemik krizin aşılması için Fed “ne gerekiyorsa” yapacaktı.

Gel gör ki, yangını söndürme işi yangını çıkarana bahşedildi gene. Mebzul miktarda kriz yaşamış mahdut sayıdaki yorumcudan biri olarak alışığız böyle tuhaflıklara. Yüzme bilmeyen balık, yumurtasız omlet gibi oksimoron bir duruma şahitlik ediyorduk her zamanki gibi.

Nixon 1970’lerde altyapısını oluşturmuştu. Karşılıksız ve kuralsız para basma yetkisine sahip Fed tarihte emsali görülmemiş büyüklükte bol ve ucuz para dönemini başlattı. Ölü kapitalizm kalkıp doğruldu yattığı yerden.

Dünyaca ünlü fotoğraf muhabirimiz (sanatçı kavramını kendi kabul etmezdi) Aram Güleryan’ın “en iyi daktiloyu alsam, en iyi romanı mı yazacaksın?” sözünü oldum olası çok severim. Fotoğrafı aslında makinenin değil insanın çektiği gerçeği daha nasıl güzel ifade edilir?

Faiz kararı öncesindeki her “yuvarlak masa – round table meetings” toplantısında ekrana yansıtılan ücret enflasyonu kırmızı çizigisini aşmış olmasına rağmen balonu patlatan olmak istemiyor Fed, ağırdan alıyor o yüzden. Ama istenmeyen sondan kaçınmak için yapılan her zorlama o sona daha hızlı yaklaştırmaktan başka hiçbir işe yaramıyor.6 yılımızı geçirdik. İçini de iyi biliriz, dışını da. 200’e yakın iktisatçısı var. En iyi ekonomik modeller ellerinde. Her türlü veriye sınırsız erişim imkânları var. Amerikan Merkez Bankası Fed’i konuşuyoruz. Ustanın söylediği gibi en iyi daktiloya sahipler. Ama hep aynı vasat romanı üretebiliyorlar. Hem faiz oranlarını artırma hem de bilanço küçültme işinde geç kaldılar. Bir önceki ekonomik döngüde (2001-2007) olduğu gibi varlık fiyatları gene kontrolden çıktı. Her yer balon oldu.

 

İnsan tuhaftır. Yapacaklarını kolay kestiremezsiniz. Finansal modellere sığmaz. Sahip olamadığı şeyler için mutsuzdur. Başkalarının sahip olduklarına sahip olamadığı için daha da mutsuzdur. Karar anında duyguların, zihinsel formüllerin (hevristik) ve psikolojik önyargıların tesiri altında kalır. Diyeceğimiz o ki, her yerde her zaman rasyonel/akılcı davranan homo economicus (ekonomik insan) kavramı koskoca bir klasik iktisat uydurmasıdır.

Bilakis, insanın düşünme zahmetinden kurtulmak için yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Sürü psikolojisi yüzlerce tuzaktan sadece biridir. Doğru olanı aramak için çaba sarf etmek yerine çoğunluğun yaptığını yapmak insan beynine kolay gelir. “Herkes aynı hatayı yapmaz” varsayımı ile düşünmeden kalabalığın peşine takılır. Sonu kötü bile bitse “nasıl olsa herkes aynı yanlışa saptı” der ve suçluluk duygusunu hafifletir.

Yüzyılın en büyük finansal krizi (2008) ve benzeri nice toplumsal şok sonrasında uzmanlar “bu kadar çok sayıda insan nasıl bu kadar büyük yanılgıya düştü?” sorusuna cevap arayıp durdu. Bu tip hadiselere akıl ve mantık yükleme çabaları beyhudedir. Cevabı baştan bellidir. Grup psikolojisi böylesine tuhaf ve tehlikeli bir şeydir.

Ne menem bir küresel finansal varlık balonunun içinde eşindiğimizi hangi metriğe bakarsa baksın görüyor akıl melekeleri hala yerinde olan her insan. İbretlik bir dönemden geçiyoruz, 2008 krizinin arifesini anımsatıyor öncü gösterge olarak referans aldığımız ne varsa. “Erken Uyarı” modelimizden bir öncü göstergeyi de biz paylaşalım.

Krizden, savaştan, kaostan, emek sömürüsünden başka bir şey vadedemeyen kapitalizmin küresel ekonomiyi getirdiği yeri göstermesi açısından önemlidir. Pek tabii ki yüzlercesinden sadece biridir. Yukarıdaki grafik piyasa fiyatlamalarının reel dünyada üretilene oranının ölçüm yapılabilir tarihin ikinci en yüksek seviyesinde olduğunu gösteriyor.

Krizin ne olduğunu tanımlamak için çok fazla kelime sarf etmeye gerek yok. Kriz, depremin bizzat kendisidir. Reel dünya ile finansal dünya birbirinden uzaklaştıkça enerji birikir. Bu birikim öyle bir boyuta ulaşır ki artık zapt edemez sistem, ifrat halidir, taşıyamaz o yükü, engel olamaz büyük patlamaya. Böyle çıkar ortaya mali krizler. Sanal zenginleşmelerin kaçınılmaz sonudur. Hayatın düzeltmesidir, ekosistemdeki aşırılıkların törpülenmesidir kriz. Ezcümle, bugün karşımızda duran da ta kendisidir. Kendisini iyi tanırız. Formülü sosyal laboratuvarlarda geliştirilmiş, Thatcher ve Reagen destekli, “zenginde pişer fakire biraz düşer” tabanlı mevcut ekonomik modelin ürettiği mutat global krizlerden birine çarpmak üzereyiz gene.

Bilim insanlarına göre, beynimiz vücut ağırlığımızın sadece yüzde 2’sini oluşturuyor ama toplam enerjimizin yüzde 20’sini tüketiyor. Bu bilimsel veriye inanmak isterdik ama tercihimizi inanmamaktan yana kullanıyoruz. İnanmamak için yeteri kadar kanıtımız var.

IMF, Dünya Ekonomik Görünümü isimli mutat raporunun son sayısında yaşananların küresel ekonomiye etkisinin sınırlı kalacağından dem vuruyor. Neoliberal aklın geldiği son durak budur. Aynı IMF 2008 krizi öncesinde de ABD’de yaşanan mortgage krizinin etkilerinin sınırlı kalacağını söylüyordu, ne gam!

Ticaret ve kur savaşları, İtalya ve AB arasında yaşanan bütçe krizi, İngiltere ve Avrupa Birliği arasındaki boşanma süreci (BREXIT), Çin ekonomisinde eşik değer 50.0’nin altına kaymak üzere olan PMI endeksi ve benzeri çok sayıdaki risk faktörü 2019 yılının her tür illetle malul olduğuna işaret ediyor.

Ticaret ve kur savaşları ile yaklaşan Brexit çeşmenin başındakilerini (Fed ve ECB) henüz telaşlandırmış değil. Fed’in çiçeği burnunda başkanı Powell faiz artırımlarının ölçülü (üç ayda bir olarak okuyun) olarak devam edeceğini söylüyor. Bilanço küçültme programında ise şimdilik bir revizyon söz konusu değil. Fed’in piyasadan aylık bazda 50 milyar dolar çekmeye başladığı dönemdeyiz.

Ne var ki, bunca melanete rağmen finansal piyasalar nadir görülen bir vurdumduymazlık halinde. Noel Baba rallisini ve iyimserliği yıl sonuna kadar devam ettirecekleri her hallerinden belli olan fonlar dünya borsalarının kılavuz kargası S&P500 endeksini rekor düzeylere yakın kapattırma derdindeler.

Hoş, aynı yatırım fonlarının gelişen ülkelerdeki pozisyonlarını epeydir azalttığını önceki raporlarımızda işlemiştik. Demek ki, fonlar yatırım araçları konusunda artık son derece seçici davranıyor. “Ne bulursan al” dönemi biteli çok oldu malumunuz.

Böyle tekinsiz günlerde göstergelerdeki sinyalleri iyi okumak gerekir. Dolar faizinde yaşanacak yukarı yönlü atağın işareti olarak değerlendirmek lazım ons altında son dönemde yaşanan düşüşü. Emsalsiz dönemlerden birini yaşıyorsak işaretlere tutunmaktan başka çare yoktur.

Sade suya tirit analiz ortamı tatmin etmez bizi. Gri konuşmayı sevmeyiz. Tahminimiz neyse paylaşırız, yanılmaktan korkan yapmamalı bu işi zaten. Yeter ki tahminlerin altı dolu olsun. Devrilecekse de çınar gibi devrilmeli insan. Zor günlerin eli kulağında…

Son Söz: “Karşılaştığınız problemleri onu yaratan düşünce tarzıyla çözemezsiniz.” A. Einstein

Beğendiyseniz paylaşın

Bir cevap yazın